Umut ışığım

|

 Umut ışığım A  Umut ışığım

GÜLŞAH ELİKBANK *
Türkiye’de Fenisk Kitap tarafından yayınlanan ve Matthew Quick’in ilk romanı olan Umut Işığım, (Silver Linings Playbook) kitabı, başrollerini Bradley Cooper, Jennifer Lawrence ve Robert De Niro’nun paylaştığı bir filmle beyaz perdeye uyarlandı. Bu hafta vizyona giren film için, 21 milyon dolar harcanmış. Toronto Film Festivali, Hollywood Film Ödülleri ve Los Angeles Film Eleştirmenleri Ödülleri’nde önemli başarılara imza atan film, Oscar’ın en önemli göstergesi olarak görülen Altın Küre’ye de 4 dalda aday oldu.


Filmin yönetmenliğini ise artık birçoğumuzun tanıdığı, adını ise ilk olarak Üç Kral filmiyle duyduğumuz David O Russell üstlenmiş. Öncelikle, romantik komedi tarzındaki filmin, 122 dakikayı size unutturacağını, sizi öykünün içine daha ilk sahneden çekeceğini belirtmeliyim. Romandaki akıcılık, yazarın kıvrak dili, yönetmen Russell’ı da etkilemiş olmalı.  Kitabını okuduğum bir filmin, sinema uyarlamasını izlemek her zaman ilginç bir deneyim olmuştur benim için. Yazarın metnine sadık kalınıp kalınmadığı kadar, yazarın altını çizmek istediklerinin beyaz perdeye yansıyıp yansımayacağını da merak ederim.


Bugüne kadar genel kaygı, kitapların filmlerden daha iyi olduğuydu. Fakat Umut Işığım için, bu durum söz konusu değil. Zira film de çok iyi, kitap da. Lakin aralarında epeyce fark var. Bu farklılık kimin tercihi bilmiyorum ama, yapılan seçimler kitabın tüm kurgusunu alt üst etmiş diyebilirim. Kitabın sonunda okuduğunuz yerleri, filmde en başta izliyorsunuz. Yine de bu, filmi izlerken ki merak duygunuzu azaltmıyor. Sanırım bunu nedeni de, oyuncuların olağanüstü performansları. Daha evvel Bradley Cooper’in bu kadar iyi oynadığı, karakteriyle bu kadar bütünleştiği bir filmi hatırlamıyorum. Pat ile Tiffany’nin öyküsündeki mizah da perdeye çok iyi aktarılmış doğrusu. Kocasını ansızın kaydetmiş Tiffany rolünde Jennifer Lawrence, seyircinin kalbine dokunmayı iyi biliyor. Karakterinin çalkantılı ruh halini, asi çıkışlarını bize birebir yansıtabilmesi, rolü adeta üzerine giydiği hissi uyandırıyor.
Filmde, romanın bel kemiğini oluşturan, Pat’in hafıza kaybı sorunu ortadan kaldırılmış.  Beni en fazla rahatsız eden de, iyi bir kitap okuru olarak bu oldu. Romanda Pat, 4 yıl kaldığı hastaneden çıktığında oraya niye girdiği dahil, çoğu şeyi hatırlamıyordu. Filmde ise, orada yalnızca 8 ay kalmış gözüküyor ve her şeyi çok net hatırlıy
or. Sanırım bu değişiklik, final sahnesinin inandırıcılığı için yapılmış. Çünkü son sahne de,  kitaptan oldukça farklı bir seyir izliyor.


Filmde bir an için, hareketli kamera ve kısa planlardan oluşan montaj, beni rahatsız etti. Fakat sonra bunun, Pat’in dengesiz iç dünyasını bize yansıtmak için kullanılmış bir yöntem olduğunu fark ettim. Romandaki çalkantıyı, karakterlerdeki parçalanmışlığı, filmde anlatmanın en etkili yolu buydu belki de. Filmin sonuna yaklaştıkça, çekim açıları da farklılaşıyor zaten.


Bir itirazım da, romanda oğlundan utanan, onunla iletişim kurmaktan kaçınan babanın tamamen değiştirilmiş olmasına. Özellikle de bunu yaparken, romanda önemli bir yer tutan anne karakterini geri plana çekmeyi hiç anlamlandıramadım. Baba rolündeki De Niro için bu farklılık tercih edilmiş olsa da, anne rolü için neden daha güçlü bir oyuncu tercih edilerek, romana sadık kalınmadı acaba? Ayrıca De Niro’nun oyunculuğunun filmde çok fazla sırıttığını da söylemek zorundayım. Kendisi çok sevdiğim bir oyuncu ama nedense bu rolde, çok fazla oynuyordu. Karakterinin üzerinde kalan bir oyunculuktan söz ediyorum ki, bu da dikkatli bir izleyiciyi oldukça rahatsız eden bir durum. Mesela anne rolünde bir Meryl Streep olsa, neler değişirdi filmde, kim bilir?
Romanda epeyce yer tutan, takım taraftarlığı konusu da filmde daha hafif geçilmiş. Sanırım yönetmen, kadın izleyiciyi ürkütmek istememiş. Zaten finaldeki değişikliğin de, kadın seyirci üzerindeki etkiyi, sihri arttırmak için yapıldığını düşünüyorum.


Kısacası, oldukça umutlu bir film var karşımızda. Yeni yılın ilk günlerinde, ihtiyacımız olan iyimserlik bu filmin içinde fazlasıyla var. Yine de meraklısına, kitabı okumasını mutlaka öneririm. Çünkü kitaptaki aşk da, acılar da çok daha gerçekçi ve hayata yakındı. Bana kalırsa bu kitabın, milyonlarca okur tarafından bu kadar sevilmesinin asıl nedeni de buydu. Filmi içinse bambaşka nedenler sıralayabiliriz. Fakat bunların hiçbiri, romandaki sahiciliği bize vermez. Zaten kaç yazar, daha ilk romanında böylesi bir başarı yakalamıştır ki? Belki de bunun yanıtını bize, kitapta ve filmde sıkça altı çizilen Hewingway romanları verebilir, ne dersiniz? Tiffany’nin de dediği gibi; kitaplar insanların hayatın zorluklarıyla başa çıkmalarına yardım etmiyor mu sahi? Buna inanan her okurun, Umut Işığım kitabını seveceğinden eminim.
*: Edebiyatçı, yazar